Kamu kaynaklarının yönetimi konusundaki tartışmalar alevlenirken, devlete ait binaların boş bırakılarak çürümeye terk edilmesi ile ödenen yüksek kira bedelleri arasındaki büyük çelişki yeniden kamuoyunun gündemine oturdu.
Kamuda İsraf Tartışmaları ve TİTCK’nin Kira Yükü
Sağlık sektöründeki güncel veriler, “kamuda israf” iddialarını tekrar canlandırdı. Sağlık Bakanlığı çatısı altında faaliyet gösteren Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun (TİTCK) kira harcamaları dudak uçuklatan seviyelere ulaştı. Yapılan incelemeler sonucunda, kurumun hizmet binası için 2014-2025 yıllarını kapsayan dönemde toplamda 160 milyon TL’den fazla kira ödemesi yaptığı belirlendi.
Resmi verilere bakıldığında, kurumun 2024 yılındaki kira masrafı 31,3 milyon TL olarak kayıtlara geçerken, bu tutarın 2025 yılında yüzde 52 oranında bir artışla 47,5 milyon TL’ye çıkacağı öngörüldü. Kurumun kullanımındaki 24 bin metrekarelik toplam hizmet alanının 17 bin 854 metrekarelik kısmının kiralık binalarda yer aldığı ifade edildi.
1929’dan Günümüze: Kamu Binalarından Kiralık Rezidanslara
Temelleri 1929 yılında atılan ve faaliyetlerini on yıllar boyunca kamuya ait mülklerde sürdüren kurumun, 2011 yılı itibarıyla Ankara’nın Çankaya ilçesindeki Söğütözü semtinde bulunan kiralık bir binaya taşındığı belirtildi.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası bünyesinde görev yapan sağlık emekçisi Kubilay Yalçınkaya, devlet binalarının atıl bırakılmasına rağmen milyonlarca liranın kira yoluyla dışarı aktarıldığını dile getirdi. Yalçınkaya, şu açıklamalarda bulundu:
“Maliyenin tüm uyarılarına rağmen kamuda kira saltanatı son bulmuyor. Kira rantının önüne geçilemiyo. Ankara’da Sağlık Bakanlığı’na ait binalar boş bırakılıp çürümeye terk edilirken, sadece TİTCK’nin 2014-2025 döneminde ödediği kira 160 milyon 82 bin TL’yi aştı. Kurum 2024’te 31,3 milyon TL kira öderken, 2025’te bu rakam yüzde 52 artarak 47,5 milyon TL’ye çıktı.”
“Bu Bir Tercih Değil, Zorunluluktur”
Genel Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Dr. Derya Uğur, kamu kaynaklarının harcanma biçiminin yalnızca finansal bir karar olmadığını, aynı zamanda sosyal devlet ve hukuk devleti ilkeleri için bir samimiyet testi olduğunu vurguladı. Uğur, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nu hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:
“Bu Kanun açık ve emredicidir: Kamu kaynağının etkili, ekonomik ve verimli kullanılması zorunludur. Rayiç bedelin üzerindeki alımlar ve gereksiz harcamalar kamu zararıdır. Bu bir tercih değil, zorunluluktur.”
Sağlık Bakanlığı’na tahsisli bazı taşınmazlar boş dururken yüksek meblağlı kiralamaların devam etmesinin toplumsal vicdanı yaraladığını söyleyen Uğur, yetkililere şu soruları yöneltti:
“Bu kiralama gerçekten zorunlu mudur? Kamuya ait taşınmazlar için envanter çalışması yapılmış mıdır? En ekonomik seçenek mi tercih edilmiştir? Sayıştay ve denetim mekanizmaları bu konuda ne bulmuştur?”
Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik Çağrısı
Dr. Derya Uğur, sağlık hizmetlerinde kaynak kullanımının doğrudan halkın çıkarıyla ilgili olduğuna değinerek taleplerini net bir şekilde dile getirdi:
“Talebimiz net; sosyal devlet anlayışı ile ulusal, kamucu, halkçı sağlık politikaları derhal hayata geçirilmelidir. ‘Etkin, ekonomik ve verimli’ yönetim bir iddia değil, toplumun tartışmasız ve ortak bir hakkıdır. TİTCK’nin hizmet binası kiralama giderleri ilgili kurumlar tarafından şeffaf, veriye dayalı ve denetlenebilir biçimde derhal açıklanmalıdır. Kamu kaynaklarının kullanımı konusunda hesap verebilirlik bir tercih değil, kanuni bir zorunluluktur.”
Kamu mülkiyetindeki binalar değerlendirilmeyi beklerken, devasa bütçelerin kira olarak ödenmesi tepki çekmeye devam ediyor. Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun 12 yıllık süreçte 160 milyon TL sınırını geçen kira maliyeti ön plana çıkarken, sağlık dünyasının temsilcileri kira rantının durdurulamadığı konusunda hemfikir.




