fbpx
featured
  1. Haberler
  2. Kültür & Sanat
  3. İçimizdeki Sınırlar ve Dışarıda Bıraktığımız Hayatlar

İçimizdeki Sınırlar ve Dışarıda Bıraktığımız Hayatlar

Dışarıda yağmur sicim gibi boşalırken, bir balıkçı kahvesine sığınıp gazete okumaya koyulmuştum. O esnada, ruhumun artık daha fazla kederi kaldıramayacağını derinden hissettim. Marazi bir umutsuzluğun temelinde, daima gerçeklikten uzak bir...

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Dışarıda yağmur sicim gibi boşalırken, bir balıkçı kahvesine sığınıp gazete okumaya koyulmuştum. O esnada, ruhumun artık daha fazla kederi kaldıramayacağını derinden hissettim. Marazi bir umutsuzluğun temelinde, daima gerçeklikten uzak bir umut kırıntısı barınır. Benim tek arzum ise bir gün hepimizin aynı evrende nefes aldığımız gerçeğiyle yüzleşmesidir.

Dünyadaki bölünmüşlük nerede başlıyor?

Varlıklı kesim ile ihtiyaç sahiplerinin dünyaları birbirine hiç benzemez; tıpkı Doğu ile Batı arasındaki uçurum gibi. Buna rağmen hepimiz aynı gökyüzü altında yaşıyor, aynı havayı ciğerlerimize çekiyoruz. Savaştan yana olan bir Amerikalı nezdinde İran, sadece haritadaki uzak bir koordinattan ibarettir. Fakat bu kişi, aslında kendi sokağındaki komşusuna da bir o kadar yabancı olabilir. Dünya küçüldükçe, bazıları sadece tanıdık olanın güvenli limanına sığınır. Bazı insanlar ise bunun aksine, kendi sınırlarını alabildiğine genişletir. Bu genişleme o kadar büyüktür ki, tanık oldukları acılar içlerini daraltmaya başlar. Bir hayvanın çektiği ızdırap ya da hiç gitmediği bir ülkedeki yıkım, sanki kendi başına gelmiş gibi canını yakar. Bu yüzden çok daha hassas ve kırılgandırlar; omuzlarında çok daha ağır yükler taşırlar.

İnsan içindeki çatışmayı nasıl yaşar?

Mesele sadece iki farklı bireyin ayrı dünyaları değil. Her bir insanın kendi içinde de iki ayrı evren mevcut: Biri kendisine benzeyene kapılarını kapatan, diğeri ise kendi sınırlarından taşan bir dünya. Hangi dünyanın büyüyeceği, başkalarını ne ölçüde dışladığımızı da tayin ediyor. Örneğin, alevler içindeki bir orman birisi için sadece maddi bir zarar teşkil ederken; bir başkası için yanan şey kendi ciğerleridir. İkinci gruptaki insan, düşünmeden traktörüne atlayıp yangının merkezine dalabilir veya sabaha dek sırtında su taşıyabilir. Bu iki kişi de aynı haberi takip eder, aynı karelere bakar. Ancak o görüntüye baktıkları yer bambaşkadır. Aradaki temel fark bilgi seviyesi değil, kurulan bağ meselesidir.

Mesafeler neden bu kadar uzak?

Bir Batılı zihniyeti şöyle işliyor olabilir: İran bize her bakımdan çok uzak. Savaş mı? O sadece jeopolitik bir konu. Hem ben tek başıma ne yapabilirim ki? “Orası başka bir dünya” diyerek araya bir set çeker. Savaşı yalnızca devletlerin bir güç mücadelesi olarak gördükçe, vicdanını bu süreçten çeker. Böylece savaş, canların yittiği bir felaket olmaktan çıkar; sadece ekonomiyi ve enflasyonu ilgilendiren teknik bir habere evrilir. Kendi yaşantısıyla kurduğu yegane ilişki ise petrol fiyatlarındaki artış olur. Bir süre sonra, “Muhtemelen durum abartılıyor, her yerde savaş var zaten” cümlesini kurmak artık çok kolaylaşır.

Bu duygusal kopuş ne zaman kırılır?

Lakin bazen bir görüntü her şeyi değiştirir. Bir çocuğun bakışı ya da bir annenin feryadı o kalın duvarları deler. O an, itinayla inşa edilen mesafe kısa bir süreliğine ortadan kalkar. Ancak hemen sonrasında o duvar yeniden örülür. Çünkü o mesafe bir kez yıkılırsa, sadece savaş değil, kişinin tüm konforlu hayatı da sarsılacaktır. Aynı yabancılaşma çoğu zaman en yakınındakine, komşusuna, hatta kişinin kendi öz hayatına karşı da uygulanıyor.

Dışarıda bırakılanlar neden geri döner?

İnsanların arzuladığı sakinlikteki bu mesafe, her zaman nötr bir durumda kalmayabilir. Bazen kişiyi koruyan bir kalkan gibi görünse de, eş zamanlı olarak bir şiddet de doğurur. Çünkü görmezden gelinen ve dışarıda bırakılan hiçbir şey “orada” hapis kalmaz. Freud‘un da belirttiği gibi, bastırılan her şey geri döner; farklı formlarda ve farklı zamanlarda. Bir noktaya bakmamayı tercih etmek, o noktanın yok olduğu anlamına gelmez. O sadece karanlığa itilir ve o karanlık, er ya da geç insanın kendi iç dünyasına sızmanın bir yolunu bulur.

Gerçeklikten kaçmak kimleri etkiler?

Yeryüzünün eşitsizliklerle ve şiddetle parçalandığının farkındayız; bu inkar edilemez bir gerçek. Ancak bu durum, hepimizin aynı dünyayı paylaştığı gerçeğini değiştirmiyor. Birilerini artık bizimle aynı dünyaya ait görmemeye başladığımız saniyede… Enkaz da, acı da, ölüm de “orada” asılı kalıyor; fakat o “orada” dediğimiz yer, aslında içimizde derin bir yara açıyor. Kapatmaya çalıştığımız o kapı hiçbir zaman tam olarak kapanmıyor. Biz sadece, zaman geçtikçe o kapının önünde beklediğimizi unutuyoruz.

Yağmur dindiğinde kendimi dışarıya atıp denizi izlemeye başlıyorum. Umudum hâlâ yerli yerinde duruyor. Gerçeklikten kopuk, patolojik ve son derece inatçı bir şekilde.

İçimizdeki Sınırlar ve Dışarıda Bıraktığımız Hayatlar
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak MaxiMag Bültenine Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Maxi Magazin ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir