İtalya’nın sembol şehirleri Venedik ve Milano, tarihi dokunun modern sanatla kurduğu bağ sayesinde büyük bir dönüşüm yaşıyor. Bu sürecin odak noktasında, 15 yılı aşkın süredir anıtsal binaları sadece korunan yapılar olmaktan çıkarıp, nefes alan kültürel ekosistemlere dönüştüren Art Events’in kurucusu Filippo Perissinotto bulunuyor.
Sanatın Mekânla Kurduğu Derin İlişki
Venedik Bienali ve Milano Design Week gibi dünya çapındaki organizasyonların perde arkasında uzun süredir emek veren Perissinotto için bir mekânı yönetmek, sadece kapılarını açmaktan çok daha derin bir anlam taşıyor. Bu, bir yerin özgün kimliği ile içinde yeşeren sanat projeleri arasında kopmaz bir bağ kurmak anlamına geliyor. Art Events; görkemli saraylardan tarihi konutlara, antik kiliselerden eski sanayi bölgelerine kadar Venedik ve Milano’da geniş bir tarihi alan ağı üzerinden çalışmalarını yürütüyor. Bu iş modelinde mimari, sergiler için pasif bir kap değil; ev sahipliği yaptığı projelerin hikâyesini şekillendiren aktif bir öğe olarak konumlanıyor.
Perissinotto bu felsefeyi şu sözlerle açıklıyor: “Mekânlara dışarıdan projeler dayatmak yerine, mekânın kendisinin bizi en uygun müdahalelere yönlendirmesine izin veriyoruz.” Bu anlayış, organizasyonun mirasın “kültürel aktivasyonu” şeklinde isimlendirdiği sürecin temel taşını oluşturuyor. Art Events, mülk idaresi ile sanatsal üretimi birbirinden ayırmak yerine, bu iki disiplini birbirini bütünleyen güçler olarak ele alıyor. Tarihi yapılar sadece muhafaza edilmekle kalmıyor; sergiler, kurumsal girişimler ve uluslararası iş birlikleri vasıtasıyla güncel kültürel manzaraya yeniden kazandırılıyor.
Küresel Vizyon ve Doğal Miras
Ekip, yalnızca son iki yıl içinde 2024 Venedik Sanat Bienali, 2025 Venedik Mimarlık Bienali ve Milano Design Week de dahil olmak üzere, büyük küresel organizasyonlarla bağlantılı 100’den fazla kültürel girişimin altyapısal ve mekânsal gelişimine destek sağladı. Küresel kültürün kavşak noktaları olan Venedik ve Milano arasında çalışan Art Events, giderek daha uluslararası bir boyuta ulaşıyor. Bugün ortaklıkların yüzde 80’inden fazlasının yurt dışı kaynaklı olması, sanat ve kültür dünyasının küresel yapısını net bir şekilde yansıtıyor.
Perissinotto için miras kavramı sadece mimariyle de sınırlı değil. Tarihi binalar ve Venedik peyzajı ile çalışırken kazandığı hassasiyet, tarım ve doğaya da uzanıyor. Tarihi bağları korumaya ve doğal şaraplar üretmeye odaklanan Costadilà Articoltura projesi; kültürel miras, çevre ve sürdürülebilirliğin aynı bütünün parçaları olduğu geniş bir vizyonu simgeliyor.
İstanbul ile Yenilenen Kültürel Bağlar
Art Events, önümüzdeki yıl Türkiye ile olan ilişkilerini de güçlendirmeyi amaçlıyor. Perissinotto, daha önce Türkiye’den kurumlar ve kültür profesyonelleriyle çeşitli ortaklıklar yürüttüğünü ve Avrupa ile Orta Doğu arasındaki en dinamik ortamlardan biri olarak gördüğü İstanbul ile güçlü bir şahsi bağ kurduğunu dile getiriyor.
“İstanbul, kendimi derinden bağlı hissettiğim bir şehir. Olağanüstü bir tarihe ve hızla dönüşen bir kültürel manzaraya sahip Türkiye ile aktif bağlar sürdürmek, bizim için hem stratejik hem de insani bir değer taşıyor. Kültürel işbirlikleri yalnızca etkinliklerden ibaret değildir; kurumlar arasında ilişkiler kuran ve her iki ülke için de olumlu etkiler yaratan uzun vadeli süreçlerdir.”
Art Events; 2026 sonbaharında Venedik Bienali ve Milano Design Week kapsamındaki faaliyetlerinin ardından, Contemporary Istanbul’un 20. edisyonu vesilesiyle Türkiye’ye yeniden dönmeyi planlıyor. Perissinotto’ya göre küresel sanat fuarları bu tür etkileşimlerin oluşmasında temel bir rol üstleniyor: “Büyük uluslararası sanat fuarları benzersiz buluşma noktaları. Doğası gereği uluslararası ve deneysel olan çağdaş sanat alanında farklı perspektiflerin karşılaşması son derece doğal. Contemporary Istanbul’u İtalya ile Türkiye arasındaki kültürel diyaloğu daha da güçlendirmek için önemli bir fırsat olarak görüyoruz.”
Şehirlerin kendilerini sanat, tasarım ve yaratıcılık üzerinden konumlandırdığı günümüz dünyasında, bu tür girişimler tarihi alanların uluslararası diyalog için nasıl birer platforma dönüşebileceğini kanıtlıyor. Böylece mimari hafıza, modern kültür ve yeni yaratıcı topluluklar arasında taze bağlar inşa ediliyor. Bu vizyonun arkasındaki yaklaşımı daha iyi anlamak için Art Events’in başkanı Passitano ile bir araya geldik. Venedik ve Milano’da yüzlerce yapıyı kültürel üretimin parçası yapan “mekân aktivasyonu” modelini ve bu anlayışın İstanbul gibi çok katmanlı bir şehirde nasıl karşılık bulabileceğini kendisine sorduk.
“İnsanlar gibi, mekânlar da kimliklerini kaybetmeden farklı ifade biçimleri kazanabilir.”
Venedik ve Milano genelinde 400’den fazla mekândan oluşan geniş bir ağ yönetiyorsunuz. 2026’ya bakarken portföyünüze yeni ve “alışılmadık” mekân tipolojileri eklemeyi planlıyor musunuz? Örneğin, endüstriyel miras alanlarıyla gerçekleştirdiğiniz kapsamlı çalışmaların ardından odağınızı Türkiye’deki benzersiz mimari miras gibi farklı tarihsel katmanlara sahip mekânlara kaydırmayı düşünüyor musunuz?
Yıllar boyunca ekibimle beraber çok farklı türde mekânlarla çalıştık; soylu saraylardan tarihi konutlara, ibadete kapatılmış kiliselerden eski sanayi yapılarına kadar geniş bir yelpazede deneyim elde ettik. Bu süreç bize bir mekânın aslında doğası gereği ne “geleneksel” ne de “alışılmadık” olduğunu öğretti. Bir mekânı böyle kılan şey, onun nasıl aktive edildiğidir. Yıllar önce endüstriyel yapılarda sergiler ya da performanslar düzenlemek başlı başına alışılmadık bir fikir olarak görülüyordu. Bugün ise bu yaklaşım kültürel manzar…




