fbpx
featured
  1. Haberler
  2. Kültür & Sanat
  3. Aile Çıkmazında Mizahi Bir Yolculuk: Her Zamanki O Öldürme Arzusu

Aile Çıkmazında Mizahi Bir Yolculuk: Her Zamanki O Öldürme Arzusu

Anne ve babaların bitmek bilmeyen, her iki tarafın da geri adım atmadığı ve aslında incir çekirdeğini bile doldurmayan o yıpratıcı kavgalarının ortasında kaldınız mı hiç? Yılların getirdiği yorgunlukla kemikleşmiş bir...

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Anne ve babaların bitmek bilmeyen, her iki tarafın da geri adım atmadığı ve aslında incir çekirdeğini bile doldurmayan o yıpratıcı kavgalarının ortasında kaldınız mı hiç? Yılların getirdiği yorgunlukla kemikleşmiş bir inadın, tarafları nasıl bir körlüğe sürüklediğine şahitlik etmek hayli güçtür. Silahların her an ateşlenmeye hazır beklediği o bitmeyen gerginlik hali, dışarıdan bakıldığında trajikomik bir manzara sunar. Bu atmosferde büyüyen çocukların hissettiği o kaçınılmaz bıkkınlık ise tek bir cümleyle özetlenir: Öldürme arzusu… Ayrıntı Yayınları aracılığıyla Eylül ayında raflardaki yerini alan “Her Zamanki O Öldürme Arzusu”, bu kronik tartışmaları üç ayrı kuşak üzerinden, mizahı elden bırakmayan bir dille okura sunuyor.

Camille Barnes’tan Usta İşi Bir İlk Roman

Nisan 2025 tarihinde orijinal ismiyle “The Usual Desire to Kill” olarak basılan eser, Türkiye’de Didar Zeynep Batumlu’nun çevirisiyle okurla buluşuyor. Üzerindeki renkli lama figürleriyle dikkat çeken kapağının ardındaki derin ironi, ancak kitabın sayfaları arasına girildiğinde tam olarak kavranabiliyor. Yazar Camille Barnes, aslında edebiyat dünyasına hiç yabancı değil; kendisi filozof Jonathan Barnes’ın kızı ve tanınmış İngiliz yazar Julian Barnes’ın yeğeni. İngiltere doğumlu olan ve tıpkı romanındaki aile gibi uzun süredir Fransa’da yaşamını sürdüren Barnes, tiyatro geçmişini romanına ustalıkla enjekte etmiş. Sahne sanatları, oyunculuk, fotoğrafçılık ve oyun yazarlığı gibi pek çok alanda deneyim kazanan yazarın bu birikimi, karakter tahlilleri ve diyaloglardaki akıcılıkta kendini belli ediyor.

Üç Kuşak ve Beş Farklı Karakter

Kitap bizi beş kişilik bir ailenin dinamikleriyle tanıştırıyor: 70’li yaşlarının sonunda, emekli bir felsefe profesörü olan baba; ondan iki yaş küçük olan anne; 50’li yaşlarının başındaki büyük kız; henüz 50’sine girmemiş küçük kız ve onun 20 yaşına merdiven dayamış kimya öğrencisi kızı. Yarım asrı geride bırakmış bir evliliğin röntgenini çeken anlatıcı Miranda, durumu şu sözlerle özetliyor: “Bu, inatla ukalalığın mücadelesiydi ve müdahale etmeye çalışmanın manası yoktu.” Miranda, ailedeki kendi konumunu ise şu çarpıcı ifadelerle betimliyor: “Seneler içerisinde birlikte yaşamanın çokça prova edilmiş bir biçimini geliştirmişlerdi. Bu, iki kişilik bir oyundu ama benim de bir rolüm vardı. Kırık bir tabağın birbirine hiç uymayan, hiçbir zaman da uymayacak iki parçası gibi beni tutkal olarak değil de daha ziyade tercüman olarak kullanıyorlardı, sıklıkla birinin dilek ve şikâyetlerini diğerine aktarırken buluyordum kendimi.”

Geçmişin Mektupları ve Bugünün Sahneleri

Roman, Haziran ayından başlayıp Mart ayına kadar uzanan bir süreci kapsarken, 50 yıl öncesinden gelen mektuplarla hikayeyi derinleştiriyor. Bu mektuplar aracılığıyla çiftin 60’lı yıllardaki tanışma evrelerine ve evliliğe giden yollarına tanıklık ediyoruz. Camille Barnes’ın kurguladığı beş perdelik sahneler ise ikilinin bitmek bilmeyen komik atışmalarını somutlaştırıyor. Yazar, Soner Can’ın Aposto için gerçekleştirdiği söyleşide, romanın otobiyografik olup olmadığına dair şunları söylüyor: “Romanım kesinlikle kurmaca bir eser. Bir yandan da evet, benim hayatımdan esinlenmeler taşıyor. Ama şunu da itiraf etmem lazım. Romandaki en çılgın olaylardan bazılarının gerçeğe en yakın olanlar olduğunu söylemek mümkün. Romanda üç kuşaktan kadınlar var ve hepsinin içinde kısmen de olsa benden bir şeyler var.”

Mizahın İyileştirici Gücü ve Yaşlılık

Kitabın temel taşlarından biri olan mizahı ise Barnes şu şekilde açıklıyor: “Benim için her şeyin temelinde mizah var. Mizah, en iyi hâliyle, korkuyla başa çıkmanın zarif ve dolaylı bir yolu. Gülmek bir şeyi illa komik bulduğumuz anlamına gelmez; sesle ya da sözle ifade edemediğimiz türlü türlü karmaşık duyguyu dile getirmenin bir yolu da olabilir.” Eser; kuşak çatışmaları, kültürel farklılıklar, sevgisizlik ve yaşlılık gibi ağır konuları büyük bir ustalıkla işliyor. “Bir bilgenin vakti zamanında dediği gibi, ‘hiç kimse yoktur ki gerçeği söyleyen kadar nefret edilsin.’” ve “Fikir, bilgiyle cehaletin arasında bir yerlerdedir.” gibi ifadeler, Barnes’ın anlatımındaki dürüstlüğü ve sertliği ortaya koyuyor.

Roman, ebeveynlerin çocuklaşmaya başladığı o evrensel dönemi de mercek altına alıyor. Karakterlerden Charlotte, bu kaçınılmaz döngüyü şu hüzünlü tespitle aktarıyor: “Küçükken ebeveynlerine muhtaçsın. Ama büyüdükçe günü geldiğinde onların sana muhtaç olacağı korkusu yavaş yavaş sarıyor içini. Yirmi sene çocuklarına bakıyorsun, nihayet onlar evden ayrıldıktan sonra canının istediği her şeyi yapabilecek ebeveynlerin elden ayaktan düşmeye başlıyor. İkisi arasında birkaç senelik özgür bir zaman dilimi olsa iyi olurdu. Birileriyle ilgilenmediğin birkaç sene. Birileriyle ilgilenmediğin, birilerine bakım vermediğin.” Barnes’ın bu ilk romanı, hayatın karmaşıklığına ve insanların kurallara uymayan doğasına dair çarpıcı bir gözlem sunuyor: “İnsanlar… Karmaşıktır. Çok istesen de insanlar kurallara uymazlar. Reaksiyonlarını anca…”

Aile Çıkmazında Mizahi Bir Yolculuk: Her Zamanki O Öldürme Arzusu
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak MaxiMag Bültenine Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Maxi Magazin ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir