fbpx
featured
  1. Haberler
  2. Magazin
  3. ‘Zirveye çıkarken yalnızsak o başarının ne anlamı var?’

‘Zirveye çıkarken yalnızsak o başarının ne anlamı var?’

Fatma Zehra Durgut ve Sezer Arıçay, "Maceracı Annelerin Savunması Adına" ile annelerini kaybeden iki kardeşin yas ve zirve öyküsünü sahneye taşıyor.

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Henüz 8 ve 12 yaşlarındayken annelerini bir keşif gezisinde kaybeden iki kardeşin sarsıcı hikâyesi tiyatro sahnesine taşınıyor. Dağcı annelerinin gidişinin ardından babalarıyla birlikte hayatlarını yeniden kurmaya çalışan Theo ve Nancy, bir yandan da kendi benliklerini bulma mücadelesi veriyor. “Maceracı Annelerin Savunması Adına” adlı oyunda, 30 yaşındaki Fatma Zehra Durgut ve 34 yaşındaki Sezer Arıçay, annelerinin izinden gidip zirve hayallerinin peşinde mi koşacaklarını yoksa bambaşka bir yaşam mı seçeceklerini sorguluyor. Üstelik bu yapım, ikilinin birlikte sahneye koyduğu ilk çalışma da değil.

Yasın Ötesinde Bir Yolculuk ve Zirve Metaforu

Oyunun merkezinde bir kayıp olsa da hikâye sadece yas süreciyle sınırlı kalmıyor. Sezer Arıçay, hedeflere ulaşmanın ötesindeki gerçek meseleyi şu sözlerle ifade ediyor: “Hayattan beklentilerimizi gerçekleştirdiğimizde, hedeflerimize ulaştığımızda tahmin ettiğimiz kadar büyük bir şey yaşamadığımızı fark ediyoruz. Mesele aslında o yolculukmuş. O yolculuk sırasında yaşadığın problemler, sorunlar, onların üstesinden gelebilmek ve o sırada yanında kimlerin olduğu… Kendi zirvelerimize çıkarken yalnızlaşıyorsak o zirvenin ne anlamı kalır ki?”

Fatma Zehra Durgut ise oyunun dağ metaforunu nasıl kullandığını şöyle açıklıyor: “Anneleri dünyaca ünlü bir dağcı ve oyun, dağ metaforu üzerinden hem bu yas sürecini hem de hayatın nasıl olağan akışında devam ettiğini işliyor. Bir ileri, bir geri… ‘Zirve’ denilen bir şey var ama o da ne? Ne olduğunu bir türlü bilmiyoruz…”

Başarı ve Zirve Kavramlarına Farklı Bakışlar

Zirvenin kendisi için ne anlam ifade ettiği sorulduğunda Arıçay, başarının paylaşılabilir olmasına dikkat çekiyor: “Zirve arada uğranacak bir yer gibi… Hayatımda çok büyük, devasa başarılar kazanmak yerine sevdiğim şeyi yapmaya devam edebilmek, bunu sevdiğim insanlarla birlikte yapabilmek ve onlarla paylaşmak beni hayatımın sonuna kadar tatmin edebilir. Bir de sevdiğim insanlar çemberini ne kadar genişletebilirsem kendimi o kadar zengin ve başarılı hissediyorum.”

Durgut ise kolektif üretimin gücünü vurgulayarak, “Benim zirve olarak gördüğüm spesifik bir yer yok. Benim için asıl kıymetli olan, birkaç insanın yan yana gelerek ortak bir enerji yaratması ve o enerjiyi canlı tutmak için emek vermesi. Birlikte yürümek, birbirimizin sesini duyarak ve birbirimize alan açarak üretmeye devam etmek benim için herhangi bir zirveye ulaşmaktan çok daha anlamlı. Ekip olarak yeni bir oyun seçerken de bizi zirveye taşıyacak bir iş aramıyoruz. “Bu hikâye bizi nasıl etkiliyor” diye soruyor, birlikte elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Bunu ekibimizin çalışma disiplininde de görüyorum. 2018’den beri Bahçe Galata ekibiyle birlikte çalışıyorum. Yıllardır birlikte üretmek ve bunu sürdürebilmek benim için çok değerli” diyor.

Kardeşlik Bağı ve Sahnedeki Güven

Oyunun temel direklerinden biri olan kardeşlik teması, oyuncuların kendi hayatlarında da karşılık buluyor. Bir erkek kardeşi olduğunu belirten Sezer Arıçay, “Kardeşim bütün yaşantımı, bazen benim görebildiğimden bile daha iyi görebilen, kendimle ilgili her şeyi filtresiz biçimde konuşabildiğim ve her şeyi paylaşabileceğimi hissettiğim biri. Bu çok kuvvetli bir his. Oyunda da böyle bir kardeşlik hissiyle bütün hikâyeyi anlatmak ve tekrar yaşamak bana çok keyif veriyor” ifadelerini kullanıyor.

Altı kardeşin en küçüğü olan Fatma Zehra Durgut ise sahnedeki partneriyle kurduğu bağı gerçek yaşamdaki kardeşlik hissiyle bağdaştırıyor: “Sezer’le sahnedeyken gerçekten kollandığımı hissediyorum. Bir yerde boşluğa düşebilirim ve dönüp Sezer’e bakarım; hayatta boşluğa düştüğümde dönüp abime ya da ablama bakacağım ya da onların bana bakacağı gibi. Bu çok güvenli hissettiren bir şey.”

Toplumsal Roller ve ‘Maceracı Anne’ Algısı

Ebeveyn kaybı söz konusu olduğunda toplumun “anne” ve “baba” rollerine bakışını değerlendiren Arıçay, “Bir ebeveynin kaybı üzerinden içerik olarak çok büyük bir şey değişeceğini düşünmüyorum. Ama karakterin kadın olmasının tabii ki bir etkisi var ve yazarımız da bunun farkında. Bir erkek olsaydı nasıl bir etki uyandırırdı bilmiyorum. Baba olsaydı belki de sorumluluğun yükleniş biçimi aynı olmazdı” diyor. Durgut ise annenin “maceracı” kimliğinin yarattığı algıyı, “Ölümden sonra geride kalanlar üzerine bir duygu yoğunluğu oluyor. İki çocuk kaldığı noktada, baba öldüğünde “En azından çocuklara anneleri bakacak” şeklinde bir vicdan rahatlatması olabilir. Ama burada annenin maceracı olması fikri bir rahatsızlık hissi de yaratıyor. ‘Anneler maceracı olur mu ki’ gibi…” sözleriyle özetliyor.

Fiziksel Hazırlık ve Maceracı Ruhlar

Oyunun kondisyon gerektiren yapısı için özel bir hazırlık süreci geçiren oyunculardan Fatma Zehra Durgut, daha önce tırmanış yapmamış olmasına rağmen oyun için eğitim aldıklarını belirtiyor. Durgut, oyuncu olmayı seçerek zaten maceracı bir yolu tercih ettiğini söylüyor. Sezer Arıçay ise sporla olan bağını, “Ben hep sporla çok ilişkiliydim. Biraz daha farklı sporları da hep sevdim. Lisedeyken ragbiye merak saldım. İki-üç yıl ragbi oynadım. Daha provalara başlamadan tırmanış duvarına gitmeye başladık” diyerek anlatıyor.

‘Zirveye çıkarken yalnızsak o başarının ne anlamı var?’
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak MaxiMag Bültenine Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Maxi Magazin ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir