Yazılama Yayınları tarafından yayımlanan ve kısa süre önce üçüncü baskısını yapan “Çatlağın Arkası”, yalnızca bir siyasetçinin hatıralarını sunmakla kalmıyor; Türkiye’nin demokrasi yolculuğu, sosyal demokrat hareketin gelişimi ve yerel yönetim pratiklerine dair kritik analizler barındırıyor. 2014-2019 yılları arasında Kadıköy Belediye Başkanlığı görevini yürüten inşaat mühendisi Aykurt Nuhoğlu, kitabında 12 Eylül darbesinden yerel yönetim süreçlerine, parti içi demokrasiden kentsel mücadelelere kadar geniş bir yelpazede deneyimlerini paylaşıyor. Nuhoğlu, günümüz siyasetine eleştirel bir mercekle yaklaşırken, Türkiye’nin demokrasi arayışını “Çatlağın Arkası” ekseninde değerlendiriyor. Güncel gelişmeleri ve özel haberleri takip etmek isteyenler için BirGün’ün WhatsApp kanalı da bir seçenek olarak öne çıkıyor.
Türkiye Siyasetindeki Büyük “Çatlak” Nedir?
Türkiye’nin uzun süredir gerilim ve yapay kutuplaşmalarla yönetildiğini vurgulayan Aykurt Nuhoğlu, bu durumun toplumun gerçek sorunlarını konuşmasını engellediğini ve merkeziyetçiliği beslediğini ifade ediyor. Nuhoğlu’na göre siyasetin en büyük sorunu, demokrasinin temel taşı olan seçme ve seçilme hakkının içinin boşaltılmasıdır. Bu konuda şu ifadeleri kullanıyor: “Siyasal partiler adaylarını merkezden belirlemeye başladıkça yurttaşların seçilme hakkı büyük ölçüde ortadan kalktı. Önümüze konulan listeler arasında yalnızca parti tercihi yapmaya zorlandığımız için seçme hakkımız da anlamını yitirdi. Sandığa gidiyoruz, oyumuzu kullanıyoruz; ama insanlar sistemin değişmediğini görüyor. Bu da zamanla ‘Benim oyum neyi değiştirecek?’ duygusunu büyütüyor.”
Neden Gerçeklerin Arkasına Bakmaktan Kaçıyoruz?
Toplumun büyük bir kısmının günlük yaşam mücadelesi ve ekonomik yükler altında ezildiğini belirten Nuhoğlu, bu durumun mevcut düzeni koruyan ilişki ağlarını beslediğini söylüyor. İnsanların akşam eve götüreceği ekmekten çocuklarının geleceğine kadar pek çok kaygı taşıdığını dile getiren Nuhoğlu, “Bu yüzden siyasal geçmişi kirli olan insanlar bile korunabiliyor; toplumu aydınlatması gerekenler ise çoğu zaman görmezden geliyor, duymuyor ve konuşmuyor. Körlük ve sağırlık böyle oluşuyor. Benim ‘Çatlağın Arkası’ dediğim yer tam da burası: Görmek istemediğimiz, konuşmaktan kaçındığımız ve bu nedenle büyümeye devam eden gerçekler. Kısaca, sorunlar artarak büyüyor” değerlendirmesinde bulunuyor.
12 Eylül Darbesi Demokrasi Anlayışını Nasıl Etkiledi?
Üniversite yıllarının 12 Eylül dönemine denk geldiğini ve bu sürecin kendisini derinden etkilediğini belirten Nuhoğlu, o dönemin eğitimli ve idealist kuşağının tasfiye edilmesinin bedelinin hâlâ ödendiğini savunuyor. 78 kuşağının Türkiye için kurduğu aydınlık hayallerin faşist cunta tarafından baskıyla yok edildiğini, binlerce gencin işkence gördüğünü veya idam edildiğini hatırlatıyor. Nuhoğlu, bu deneyimlerin kendisine öğrettiklerini şu sözlerle açıklıyor: “Toplumsal olayların insan ömrüne göre işlemediğini, demokrasinin ise ancak uzun soluklu bir mücadeleyle güçlenebileceğini öğrendim. Genç yaşta 12 Eylül öncesini ve sonrasını yaşamamın bana öğrettiği en önemli gerçek şudur: İnsan, bütün baskılara rağmen iyiye, özgürlüğe ve demokrasiye doğru yürüyebilecek bir güce sahiptir. Bu nedenle gelecekte yeni kuşakların Türkiye’nin yeni demokrasi hikâyesini yazacağına olan inancımı hiç kaybetmedim.”
Sosyal Demokrat Siyasette Eksik Olan Ne?
SHP’den CHP’ye uzanan siyasi kariyerinde sosyal demokrasinin altın fırsatlarını ve hatalarını gözlemleyen Nuhoğlu, 1989 yerel seçimlerindeki başarının ardından yeterli özeleştiri yapılmadığını belirtiyor. AKP’nin hangi boşluklardan doğduğunun sorgulanmadığını söyleyen Nuhoğlu, en büyük eksikliğin değerlerden uzaklaşmak olduğunu ifade ediyor: “Bugün geriye baktığımda sosyal demokrat siyasetin en büyük eksikliğinin, kendi değerlerinden uzaklaşmış olması olduğunu düşünüyorum. İdealizm ayaklar altında kaldı; bireysellik, çıkarcılık ve popülizm öne geçti. Kaybolan değerlerin yerini otoriterlik ve biat kültürü aldı. Halkın yönetimine katılımı giderek engellendi, yurttaşın sözü karar mekanizmalarından uzaklaştırıldı.” Nuhoğlu, gerçek sosyal demokrasinin sadece seçim kazanmak değil; hesap verebilirlik, katılımcılık ve ortak aklı yaşatmak olduğunu vurguluyor.
Demokratik Dönüşüm Nereden Başlamalı?
Demokrasinin yalnızca meydanlarda haykırılan bir slogan değil, partilerin iç yapısında hayat bulması gereken bir yönetim anlayışı olduğunu savunan Nuhoğlu, aday belirleme süreçlerindeki çarpıklığa dikkat çekiyor. Liyakatin yerini kişisel ilişkilerin aldığını belirterek, 1980 öncesindeki ön seçim geleneğinin önemine vurgu yapıyor. Çözüm önerisini ise şu şekilde özetliyor: “Değişim, siyasi partilerin kendi içinden başlamalı. Ön seçim yaygınlaştırılmalı; üyelerin ve seçmenlerin karar süreçlerine doğrudan katılacağı mekanizmalar oluşturulmalı. İnsanlar yalnızca oy veren değil, aday belirleyen, yönetenleri denetleyen ve gerektiğinde değiştirebilen siyasal özneler haline gelmeli. Demokratik olmayan yöntemlerle demokratik bir toplum kurulamaz. Bunun için önce siyasi partiler demokratikleşmeli.”
Kadıköy Belediye Başkanlığı Döneminde Neler Yapıldı?
Kadıköy Belediye Başkanlığı döneminde Haydarpaşa Garı, Kalamış Yat Limanı, Moda sahili ve Söğütlüçeşme AVM gibi önemli kentsel mücadelelerin içinde olan Nuhoğlu, görev süresince dürüst ve katılımcı bir model sergilediklerini belirtiyor. Belediyeyi borçsuz bir şekilde devretmenin ve projeleri halkla birlikte yönetmenin kendisi için en büyük gurur olduğunu ifade eden Nuhoğlu, şu soruyu her zaman rehber edindiğini söylüyor: “2014 yılında belediyenin kapısından içeri girerken kendime sorduğum en önemli soru şuydu: ‘2019 yılında bu kapıdan çıkarken geriye ne bırakacağım?'”




