fbpx
featured
  1. Haberler
  2. Kültür & Sanat
  3. Edebiyatta ve Siyasette Depolitik Söylemlerin Eleştirisi

Edebiyatta ve Siyasette Depolitik Söylemlerin Eleştirisi

Orhan Pamuk’un metinlerinde karşılaşılan ve özne ile yüklemin birbiriyle uyumsuz olduğu bazı yapılar, okuru yazarın üslubu üzerine düşünmeye sevk ediyor. “En iyisi babamı bulup ona her şeyi anlatmaktı. Ama o...

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Orhan Pamuk’un metinlerinde karşılaşılan ve özne ile yüklemin birbiriyle uyumsuz olduğu bazı yapılar, okuru yazarın üslubu üzerine düşünmeye sevk ediyor. “En iyisi babamı bulup ona her şeyi anlatmaktı. Ama o beni aramıyor, bundan da, arasa da bir yardım edemeyeceği sonucunu çıkarıyordum.” şeklindeki ifade, Pamuk’un Kırmızı Saçlı Kadın (YKY, 2016, s.79) isimli eserinden bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Nobel Edebiyat Ödülü’nün Pamuk’a verilmiş olması, genellikle yazarın Maureen Freely gibi isimler tarafından yapılan başarılı İngilizce çevirileriyle tanınması ve Türkiye tarihinin sanat sosyolojisi boyutunun ödül verenlerce yeterince bilinmemesiyle ilişkilendiriliyor.

Eserdeki temel olay örgüsü nedir?

Kırmızı Saçlı Kadın kitabında hikaye, 1985 yazında İstanbul’da annesiyle yaşayan 15 yaşındaki lise öğrencisi Cem’in, Büyükçekmece’de bir kuyu ustasının yanında çıraklığa başlamasıyla başlar. Cem, bölgedeki panayırda gördüğü ve daha sonra babasının da tanıdığı olduğu anlaşılan ‘kırmızı saçlı kadın’a aşık olur. Reşit olmayan genç ile evli bir kadın arasında cinsel bir yakınlaşma yaşanır. Kuyudan su çıkmaması ve ustasının ölümüne sebep olduğunu düşünen Cem’in korkuyla kaçmasıyla olaylar gelişir. Cem, suçluluk duygusuyla Mahmut Usta’yı bir daha hiç aramaz.

Zaman akışındaki mantık hataları nasıl ortaya çıkıyor?

Anlatı 2015 yılına ulaştığında, Cem artık iktidar destekli projelerle zenginleşmiş bir müteahhit ve jeoloji mühendisidir. Bu süreçte, kırmızı saçlı kadının Cem’den hamile kaldığı ve Enver adında bir oğulları olduğu ortaya çıkar. Ancak romanda ciddi mantık hataları mevcuttur; 30 yıl önceki ilişkiden doğan Enver’in 26 yaşında olması, biyolojik olarak imkansız bir sürece işaret eder. Ayrıca, 15 yaşında bir çocuğun yaşadığı pedofilik durum sorgulanmazken, karakterin bilmediği bir çocuk yüzünden ‘sorumsuz babalık’ ile itham edilmesi ve intikam planlarına maruz kalması tutarsızlıkları artırır.

Roman neden bir ‘AKP romanı’ olarak nitelendiriliyor?

Eserin ‘AKP romanı’ olarak tanımlanmasının sebebi, dönemin siyasi ve ekonomik atmosferinin sorgulanmadan normalleştirilmesidir. Başkahraman Cem’in ağzından dökülen şu ifadeler dikkat çekicidir: “Çalıştığım şirketin belediye ve iktidar partisi ile arası iyi olduğu için, imar planı, yani kat yükseklikleri değişecek ve yeni yollar geçecek yerlerden arsalar alıyor, toplu konut kredilerinden rahatça yararlanabiliyorduk. Bir ahlaksızlık yaptığımızı düşünmüyordum. Ama bazan iktidardaki parti yöneticileriyle iyi geçinen, onların zevksiz kültür ve vakıf faaliyetlerine ve hamasi nutuklu törenlerine katılıp işlerini yürüten bir oğlu olduğunu bilseydi, acaba babam benim için ne derdi diye düşünyordum. Babam kayıplara karıştı diye yıllarca derinden kızmıştım ona. Ama şimdi bundan şikâyetçi olmadığımı, çünkü babamın yaptıklarımdan hoşlanmayacağını hissediyordum.” (S.98)

Siyasal hafıza ve gerçeklik nerede eksik kalıyor?

Kitapta 3. köprü ve havalimanı gibi devasa projelerden bahsedilirken, Kuzey Ormanları protestolarına veya 2013-2015 yılları arasında yazılmasına rağmen Gezi eylemlerine tek bir gönderme bile yapılmaz. ‘Devlet baba’ kavramı ve bu otoritenin kurbanı olan çocuklardan bahsedilmemesi, eserin depolitik tavrını pekiştirir. Bu durum, sadece Orhan Pamuk ile sınırlı kalmayıp, geçtiğimiz günlerde 2010 referandumuna dair “’Yetmez ama evet’ değil, doğrudan evet dedim!” açıklamasını yapan Halil Ergün’ün tavrıyla da benzerlik göstermektedir.

Geçmişteki kararlar bugünü nasıl etkiliyor?

Halil Ergün’ün 12 Eylül Anayasası’nı değiştirme gerekçesiyle savunduğu ‘evet’ oyu, Fethullah Gülen’in o dönemdeki “İmkan olsa mezardakileri bile kaldırarak ‘evet’ oyu kullandırmak lazım!” sözleriyle yan yana geldiğinde düşündürücüdür. 2010 referandumunun bugünkü baskıcı yapıyı nasıl inşa ettiği açıkça ortadayken bu tutumu sürdürmek, Berkin Elvan veya Ali İsmail Korkmaz gibi isimleri sahiplenme konusundaki samimiyeti sorgulatmaktadır. Yakın gelecekte gündeme gelecek yeni anayasa tartışmalarında, demokratik değişim vaatleri eşliğinde bu isimlerin sergileyeceği duruş ise merak konusudur.

Edebiyatta ve Siyasette Depolitik Söylemlerin Eleştirisi
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak MaxiMag Bültenine Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Maxi Magazin ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir