Türk pop müziğinin mutfağında yer alarak sayısız hite imza atan Ersay Üner, yeni çalışması “Ruh Hassası” ile dinleyicilerinin karşısına çıkıyor. Hem besteleriyle hem de kendi yorumuyla müzik dünyasına yön veren Üner, 13 şarkıdan oluşan ve her biri farklı bir duyguyu barındıran yeni albümünün hazırlık sürecini, hayat felsefesini ve gelecek projelerini samimiyetle paylaştı.
Yılların Emeği: Üç Yıllık Bir Serüven
“Ruh Hassası” hayırlı olsun. 13 şarkı, 13 farklı ruh hali var albümde. Bu ruh halleri ne kadar sürede albüme dönüştü?
Albümün tamamlanması yaklaşık 2-3 sene sürdü. İlk 1 yıl boyunca projenin formatı üzerine düşündüm; “Acaba single mı çıkarmalıyım yoksa tam bir albüm mü yapmalıyım?” sorusuna yanıt aradım. Ardından gelen 1 senelik süreç ise stüdyoda sabahlayarak geçti. Çalışmalara o kadar daldım ki, bazen üst katımda ikamet eden ailemi bile 4 gün boyunca göremedim. Arkadaşlarımın doğum günlerini kaçırdığım, kardeşlerimin düğünlerine katılamadığım ve yoğunluktan konserlerimi bile son anda hatırladığım anlar oldu.
Yoğun konser temposunda bir de albüm yapmak cesaret işi olmuş…
Günümüz müzik piyasasında albüm yapmak pek mantıklı bir hamle olarak görülmüyor. Danıştığım herkes “Emin misin? Tek tek şarkılarla ilerlesen daha iyi olmaz mı?” diye sordu. Fakat kendi içime döndüğümde, üreten bir sanatçı olarak tek bir şarkıyla sınırlı kalmak yerine, bir albüm dolusu hikaye anlatmanın daha doğru olduğuna karar verdim.
İsim Hikayesi: Ruh Hastası Değil, Hassasıyız
Albümün adı nereden aklınıza geldi?
Bugünlerde herkes “Anksiyetem azdı, ilacımı verin, hastayım” modunda. Bu durumu gözlemlediğimde aslında insanların hasta değil, sadece kırılgan olduğunu fark ettim. Hepimizin yaralandığı noktalar var ve iyileşmeye çalışıyoruz. Bizler hasta değil, hassas olduğumuz için çevremize tepki veriyoruz. Bu yüzden albüme “Ruh Hassası” ismini verdim. “Ruh Hastası sanacaklar” diyenlere de “Varsın desinler, ben doğrusunu açıklarım” cevabını verdim.
Siz hangi konularda hassassınız?
Adalet konusu benim en hassas olduğum nokta. Hayattaki en büyük muhasebe budur. Karşıdaki kişiyi tamamen anlamak zorunda değilsin, o da seni anlamak zorunda değil. Ancak arada bir saygı çizgisi olmalı. O çizgiyi kavradıysan mesele yok, kavramadıysan hayat sana bir şekilde öğretiyor.
Bu bilince erişmek ne kadar sürdü?
Tam 48 yıl! Deneyimleyerek ve görerek bu noktaya geldim. Gençlik yıllarımda isyan ettiğim çok zaman oldu ama en iyi öğretmen hayatın kendisi. Genç meslektaşlarıma da söylüyorum; kazandığınız ödülün, insanların sevgisinin ve maddi rahatlığın bir karşılığı olmalı. Bu başarı hak edişle gelmeli ve bunun için çabalamak şart. En tehlikelisi ise “Ben artık oldum” demektir. Eğer sadece birinci olmayı hedeflerseniz, bir gün mutlaka kaybedersiniz. Yarışa girmezseniz, kaybetme ihtimaliniz de kalmaz.
Özgünlük ve Empati Gücü
Sizin hiç birileriyle yarıştığınız dönem olmadı mı?
Benim tek rakibim hep kendim oldum. En büyük uğraşım kendim kalabilmek. Kimseyi taklit etmedim; hoşuma giden unsurları kendime göre yorumladım ama asla kopyalamadım. Giyimimden müziğime kadar her konuda özgün olmaya çalıştım. Kimseyi andırmamak işimi zorlaştırsa da tercihim bu yönde.
Konserlere ağırlık verdiniz. “Keşke daha önce başlasaydım” diyor musunuz?
Hayır, her şey tam vaktinde oldu. Daha erken başlamamamın bir sebebi varmış. Gençken şimdiki kadar kontrollü olamazdım çünkü oldukça deli dolu ve özgürlüğüme düşkün bir yapım var. Beni para ile ikna etmek mümkün değildir; ben dünyaya sahip olduklarımı paylaşmak için geldiğime inanıyorum.
Türkiye’nin en popüler sanatçılarının sesinden onlarca, belki de yüzlerce şarkınızı dinliyoruz. Bu nasıl bir yetenek?
Ben artık müzikle bütünleştim. Kalbim bir kalem gibi atarken yazıyor, ekstra bir çabaya gerek kalmıyor. Allah vergisi bir yeteneğim var ama bence asıl gücüm empati kurabilmekte. İnsanları gerçekten dinler ve anlamaya çalışırım. Hayatın içinde çok fazla hikayeye tanıklık ettim. Okulda işin tekniğini öğrenebilirsiniz ama yazacak hikayeleri sokakta, insanların arasında bulursunuz. Müzikte “tavır” dediğimiz şey ancak sokağa inerek kazanılır.
Şarkıların Arkasındaki Sırlar: Jülide
“Hicaz Sevda” şarkınızda “Yedi cihan gelse bir araya, seninle yan yana gelmem artık” diyorsunuz. Sizin için ilişki bittiyse, geri dönüşü olmaz mı?
Bir şeyi bitirmem vakit alır, şans ve zaman veririm. Acı çeksem de beklerim ama bir kırılma noktası vardır ki, ondan sonra o kişiyi tanımam. Bende geri dönüş yoktur.
Ama “Jülide” şarkısında tam tersi; “Dön neredeysem belalım, kabulüm tüm zararın” diyorsunuz…
Jülide’nin kim olduğunu biliyor musun? O, Melek Mosso’nun kaybolan kedisi. Jülide zaten kaçmaya meyilli bir kediydi, bazen kaybolurdu ama son gidişi çok uzun sürdü. Melek’e “Fotoğrafını gönder de sosyal medyada paylaşalım” dedim. Tam paylaşacakken empati kurdum ve şarkıyı kediye hitaben yazdım. Jülide’nin anısına bir eser oldu.
Melek Mosso dinleyince ne dedi?
Gözyaşlarını tutamadı… Hala bir umut bekliyoruz ama Jülide’den henüz bir haber çıkmadı.
Aşk, Rap ve Kanye West
Peki bunu aşka evirirsek, karşınızdaki kişiyi her şeyiyle kabul eder misiniz?
Bağışlayıcı bir yapım var. Bu konuda büyük konuşmamayı hayat öğretti. Birini öyle çok seversiniz ki kusurları görmezsiniz. Zaten görüyorsanız o aşk değildir. Aşk, bir şeylerin ters gitmesini de içeren, kontrolü kaybettiğiniz bir haldir.
Müziğe dönelim. Rap müziğe olan ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Herkes şarkı söyleyemez ama herkes konuşabilir. Rap de temelde bir konuşma biçimi olduğu için bu kadar ilgi görüyor. Bu türde bir sıkışmışlık vardı ve sonunda büyük bir patlama yaşadı.
Yükselişi sizi şaşırtmadı yani…
Şaşırtmadı. Yapay zeka da beni şaşırtmıyor, hatta şu an yapay zekayla yapılan hatalara gülüyorum. Bir şey popülerleşince önce kalitesiz olanlar parlar, zamanla sadece gerçek hikayesi olanlar kalır. Rap dünyasında Gazapizm’i çok beğenirim ama ben daha çok Ceza taraftarıyım.
Rap demişken; Kanye West konseriyle ilgili polemikleri takip edebildiniz mi?
Detayları bilmiyorum ama bence odaklanılması gereken nokta farklı. Adam bir ritüelle 120 bin kişiyi bir araya getirdi. Olağanüstü bir yetenek olsa da hizmet ettiği değerler nedeniyle ben dinlememeyi seçiyorum. Ancak 3-5 bin kişilik konserlerin dolmadığı bir ortamda, bu adamın 120 bin kişiye nasıl bilet sattığını ve arkasındaki gücü iyi analiz etmek gerekir.
Sezen Aksu ile Bir Çocukluk Hayali
“Hamdolsun”da back vokal Sezen Aksu… Bu iş birliği nasıl doğdu?
Sezen Aksu ile çalışmak çocukluk hayalimdi. Tanıştığımızda hayal ettiğimden çok daha büyük bir kalbi olduğunu gördüm. Simge’nin seslendirdiği “Yankı” şarkısını birlikte yapmıştık. Kendi albümümü hazırlarken “Hamdolsun”u yazdım ve nakaratta Sezen Hanım’ın sesini duyar gibi oldum. Bir cesaretle şarkıyı ona gönderdim. “Düet mi diyorsun?” diye sorduğunda heyecandan kalbim duracaktı. Telefonda 1.5 saat sohbet ettik. Birkaç ay sonra gece yarısı bir mesaj geldi; şarkıyı okuyup göndermiş ve “Back vokal Sezen Aksu yazarsın” notunu düşmüş. Benim için bu büyük bir onur ve unutulmaz bir anıdır.
Yeni Projeler: Organik Ersay
Başka projeniz var mı?
Serdar Ortaç için hazırlanan “Saygı” projesinde bir eser seslendireceğim. Serdar Abimize manevi destek olacak güzel bir hazırlığım var. Ayrıca “Organik Ersay” adında bir projem daha bulunuyor.
Organik Ersay projesi nedir?
2000’li yılların başından beri farklı sanatçılara verdiğim ve “maxi hit” olan yaklaşık 45 şarkıyı seçtik. Bu şarkıları bir de Ersay Üner yorumuyla, akustik olarak dinleyiciye sunmak istedik.
Ne zaman çıkacak?
Eylül ayında çalışmalara başlayıp, Ekim’den itibaren YouTube üzerinden tek tek yayınlamayı planlıyoruz. Bu yıl dinleyicilerim hem yeni şarkılarla hem de konserlerle tam bir Ersay Üner bombardımanına tutulacak. Bostancı Gösteri Merkezi’nde 20 günde 3 bin bilet sattık, Ankara Congresium konserinde de büyük bir ilgiyle karşılaştık. Dinleyicilerimle kocaman bir aile olduk; bu sevgiyi gördükçe daha fazlasını vermek için aşkla çalışıyorum. Hayatım boyunca ilkelerimden ve vicdanımdan ödün vermedim, kimseye karşı rol yapmadım. Yolumda kendi doğrularımla yürümeye devam ediyorum.




