fbpx
featured
  1. Haberler
  2. Kültür & Sanat
  3. Mazotun Bitmesini Beklerken: Soytarılığın ve Kusurların Gücü

Mazotun Bitmesini Beklerken: Soytarılığın ve Kusurların Gücü

Balıkçı hikayelerinden Shakespeare’e uzanan analizler, soytarı arketipinin kusursuzluk baskısını yıkarak hayatı tazelediğini ortaya koyuyor.

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Dünyadaki her bireyin son derece zeki ve kusursuz olduğu bir senaryoyu düşündüğümde üzerime bir ağırlık çöküyor. Böyle bir atmosferde yaşama sevincinden ya da mizahtan eser kalır mıydı, emin değilim. Ancak balıkçıların toplandığı mekanlara göz attığımda fark ettiğim şu ki; en keyifli anlar, birinin kendi yaptığı bir sakarlığı veya aptallığı tüm samimiyetiyle paylaştığı vakitlerdir. Geçtiğimiz günlerde bir balıkçı tam da böyle bir hikaye anlattı. Teknesiyle denize açılmışken yaptığı basit bir hata sonucu kendini bir anda suyun içinde bulmuş. Motor hala çalışıyor, tekne ise yoluna devam ediyor. Bizim balıkçı, denizin ortasında kendi etrafında daireler çizen teknesini seyrederek yakıtın tükenmesini beklemek zorunda kalmış. Bu olayı bize öyle bir neşeyle aktardı ki, kendisi herkesten daha fazla güldüğü için hiç kimse onunla alay etmeyi aklından bile geçiremedi.

İnsanlar Neden Kusursuz Görünmeye Çalışır?

Pek çok insan, her zaman mantıklı ve tutarlı bir imaj çizmeye çalışırken aslında yaşamla olan o hakiki bağını zayıflatmıyor mu? Ciddiyetlerinin bozulmasından ya da “aptal” durumuna düşmekten duydukları bu büyük endişe, sadece sosyal bir çekince değil; aslında kişinin kendi sınırlı, eksik ve kontrol edemediği taraflarıyla yüzleşmekten korkmasıdır.

Psikanalist Ladson Hinton’ın ‘Psychological Perspectives’ isimli dergide yayımlanan soytarılık üzerine makalesinde bu konuya dair önemli tespitler yer alıyordu. Hinton, soytarılığın halk anlatılarında, masallarda ve geleneksel törenlerdeki psikolojik işlevini değerlendirmişti. Buna göre soytarı, sadece insanları güldüren veya huzur kaçıran bir karakter değildir; o, toplumsal düzenin kaskatı kesilmesini engelleyen arketipsel bir enerjidir. Kral figürü yapıyı, egoyu ve merkezi temsil ederken, soytarı sınırda durur. Ancak bu sınır bir dışlanmışlık değil; aksine düzen ile kaosun, ciddiyet ile dinamizmin birbirine değdiği noktadır.

Sanatta ve Edebiyatta Soytarının İşlevi Nedir?

Soytarının temel görevi düzeni yok etmek değil, düzenin kendisini sarsılmaz bir gerçeklik sanmasını önlemektir. Kral, bunun ayırdına varsa da varmasa da soytarıya ihtiyaç duyar. Shakespeare’in Hamlet eserinde soytarı çoktan hayata gözlerini yummuştur ve bu durum merkezin çürüdüğünün işaretidir; Hamlet ise kahramanlık, delilik ve krallık arasında bir kimlik bunalımı yaşar. Kral Lear’da ise kralın kendi soytarısına kulak tıkaması, egonun katılaşmasına ve ardından gelen büyük bir felakete yol açar. Soytarı, bir kahramanın aksine kaosu dize getirmeye çalışmaz, onunla bağını koparmaz. Ne tamamen sistemin içindedir ne de tamamen dışındadır. İşte tam da bu eşikte durduğu için her türlü yenilik ve hayatın özü oradan filizlenir.

Bergman’ın Yedinci Mühür filmindeki şövalye de bu durumu kavramış gibidir. Ölümle girdiği satranç mücadelesinde tüm varlığını tek bir gayeye adar: soytarı ailesinin yaşamda kalmasını sağlamak. Sanki büyük iddiaları olmayan bu figürler, çocuksu neşeleriyle hayatın en verimli kaynağını temsil etmektedirler. Masallarda da benzer bir durum söz konusudur; ülkeyi kurtaran genellikle kralın güçlü ve akıllı büyük oğulları değil, “aptal” olarak görülen küçük oğludur. Çünkü taze bir hayat, genellikle düzene en iyi uyum sağlayanlardan değil, o uyumun dışına taşanlardan doğar.

Kibrin Panzehiri Olarak Mahcubiyet

Soytarının en keskin yanlarından biri insanı utandırmasıdır. Her şeyi kontrol altında tuttuğunu sanan egomuzu ve takındığımız maskeleri bir anda alaşağı eder. Tarot destesindeki ‘Deli’ (The Fool) figürü bu anlamda çok etkileyicidir: Bir uçurumun kıyısında, sırtında küçük çantası ve yanındaki köpeğiyle ilerler. Gözleri yukarıdadır ancak tam da en yüce duygular içindeyken köpeği onun pantolonunu aşağı çeker. Ego etkisini yitirdikçe maskeler düşer ve insan kendini daha küçük ama çok daha gerçek bir zeminde bulur. İnsanların bazen değişememesinin sebebi de budur; rezil olmaktan, kontrolü yitirmekten ve mahcup düşmekten o kadar çekinirler ki oldukları yere çakılıp kalırlar. Oysa değişim sadece zihinsel bir süreç değil, aynı zamanda savunmasız kalmayı ve kendi tuhaflıklarımızı kabul etmeyi gerektirir.

Günümüzde stand-up şovlarına yönelik artan ilginin temelinde de bu yatar. Kamusal alanda herkesin çok hassas ve mükemmeliyetçi bir tavır takındığı bu dönemde, ciddiyetimizden biraz ödün vermeden başkalarıyla sahici bir bağ kuramıyoruz. Soytarı bu gerçeği asırlar öncesinden keşfetmişti.

Yaşamın tazelenmesi bazen bir kahramanın zafer çığlığıyla değil, bir soytarının o samimi kahkahasıyla ivme kazanır. Bizim balıkçı hala o suların içinde, etrafında dönen teknesine bakıyor. Ama gülümsüyor… Yakıtın bitmesini beklediği o anlarda bile…

Mazotun Bitmesini Beklerken: Soytarılığın ve Kusurların Gücü
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak MaxiMag Bültenine Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Maxi Magazin ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir