fbpx
featured
  1. Haberler
  2. Kültür & Sanat
  3. Ümit Yaşar Gözüm: Çağdaş Dünyanın İki Ontolojik Ekseni

Ümit Yaşar Gözüm: Çağdaş Dünyanın İki Ontolojik Ekseni

Felsefeci Ümit Yaşar Gözüm, panelde dijital çağın gönüllü gözetim rejimini ve sanatsal oluş kavramlarını ontolojik bir perspektifle analiz etti.

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Felsefeci, yazar ve sanat eleştirmeni Ümit Yaşar Gözüm, “Kendini İfşa Eden Öznenin Estetiği: Gönüllü Gözetim ve Sanatsal Oluş” başlıklı panelde önemli açıklamalarda bulundu. Günümüz dünyasının felsefi temellerini değerlendiren Gözüm, “Doğa, dijitallik ve yaşam serüveninde oluş ve gözetimin ontolojisi çağmızın ve geleceğin üzerinde dikkatle durulması gereken başlıklarından birisidir.” diyerek konunun önemine dikkat çekti.

Varlığın Kesintisiz Akışı: Oluş Kavramı

Oluş kavramı, varlığın durağan bir kimliğe sahip olmasından ziyade, durmaksızın devam eden bir devinim olduğunu hatırlatan bir ritim niteliğindedir. Deleuze’ün düşünce dünyasında oluş; bir özün tamama ermesi değil, aksine o özün sürekli ertelenerek her an başka bir biçime bürünmesi olarak tanımlanır. Bu akışkan yapı, modern sanatın en hayati damarlarından birini besler. Günümüzde sanat eseri, artık sonlanmış sabit bir nesne olmaktan çıkmış; zaman, mekân, izleyici ve içinde bulunduğu bağlamla her an yeniden biçimlenen bir süreç halini almıştır.

Performans sanatı, bu devinimin en somut örnekleri arasında yer alır. Bu disiplinde eser sadece sanatçının bedeniyle sınırlı kalmaz; izleyicinin bakış açısında, bulunulan mekânın dokusunda ve o anın hassaslığında tekrar tekrar doğar. Bu noktada oluş, hem estetik hem de ontolojik bir hareketlilik olarak karşımıza çıkar. OLUŞ: Varlığın Akışkanlığı olarak nitelendirilen bu süreç, Deleuze’ün (Diliuz) yaklaşımıyla çağdaş sanatta yapıtların statik bir çerçeveye hapsolmak yerine, sürekli değişen anlamlar üretmesine olanak tanır.

Dijital Çağda Yeni Gözetim Rejimi: Omniptikon

Günümüzün dijital dünyasında bu varoluşsal devinim, yeni bir gözlem rejimiyle iç içe geçer. Dijitalleşme süreci sadece iletişim yollarımızı değil, görme ve görülme biçimlerimizi de köklü bir değişime uğratmıştır. Gözlem artık sadece fiziksel duyularla sınırlı kalmayıp; algoritmalar, kameralar, sensörler ve veri akışlarıyla genişleyerek görünmez bir hıza ulaşmıştır. Bu yeni düzen, omniptikon olarak isimlendirilen bir yapıyı beraberinde getirir.

Panoptikon’un tek bir merkezden yürütülen gözetim modelinden farklı olarak omniptikon; her şeyin, her yerden ve her an izlenebildiği, çok merkezli ve karşılıklı bir gözetim mekanizmasıdır. Bu sistemde bireyler sadece izlenen nesneler değil, aynı zamanda birbirlerini takip eden, puanlayan ve görünürlük üzerinden toplumsal konum elde eden aktif öznelerdir. Yaşadığımız çağda dijitalliğin hayatın her alanına yayılması, gözetim kavramının da dijitalleşmesine neden olmuştur.

Gönüllü Gözetim ve Varoluş Estetiği

Dijital gözlem, oluşun gerektirdiği akışkanlığı sabitlemeye ve insan davranışlarını veri noktalarına indirgemeye çalışır. Bu sürecin en çarpıcı yanı ise “gönüllü gözetim” olgusudur. Bireyler; sosyal itibar, görünürlük veya çeşitli faydalar elde etmek amacıyla kendi mahremiyetlerini bizzat ifşa ederler. Bu durum sadece bir davranış değişikliği değil, yeni bir varoluş estetiğidir.

İnsan, kendi varlığını görünür kılma arzusuyla dijital platformlarda kendini kaydeder ve sergiler. Böylece özne, tıpkı bir performans sanatçısı gibi kendi yaşamını sürekli bir sunum pratiğine dönüştürür. Ancak bu performans, sadece izleyicinin gözüyle değil, algoritmaların ölçümleriyle şekillenir. Bir performansın canlı ritmi, artık yalnızca fiziksel mekânda değil, aynı anda sayısız ekranın ışığında ve dijital hafızanın sonsuz arşivlerinde tekrar üretilmektedir.

Sanatın Sorgulayıcı Gücü ve Doğanın Verileşmesi

Sanat, bu yeni gözetim düzenini hem yansıtan hem de masaya yatıran bir alan görevi görür. Veri heykelleri, dijital performanslar ve gözetim araçlarının estetik bir dille sunulduğu çalışmalar; oluşun özgürlüğü ile gözetimin sabitleyici gücü arasındaki o büyük gerilimi görünür kılar. Sanatçı, bir taraftan akışın özgürlüğünü korumaya çalışırken diğer taraftan dijital ağları sanatsal bir ifade biçimine dönüştürür.

Bu tartışmanın bir diğer öznesi olan doğa, dijital oluşun aksine yavaş ve döngüsel bir ritme sahiptir. Fakat dijital gözlem doğayı da kapsayarak onu veri akışlarına dahil eder. Ekosistemlerin sensörlerle takibi ve iklimin algoritmalarla modellenmesiyle doğa da omniptikon yapısının bir parçası haline gelir. Doğal oluş ile dijital müdahale arasındaki bu çatışma, ekolojik düşünce için yeni soruları gündeme taşımaktadır.

Sonuç: Görünür Olmak mı, Akmak mı?

Ümit Yaşar Gözüm’ün değerlendirmesine göre, “Oluş ve gözlem, çağdaş dünyanın iki temel ontolojik eksenidir.” Oluş varlığın özgür hareketini temsil ederken, gözlem bu hareketin görünürlük sınırlarını çizer. Dijital çağda bu iki unsur birbirine sıkıca bağlanarak birbirini dönüştürmeye başlamıştır. Sanat ise bu büyük değişimin hem şahidi hem de en güçlü eleştirmenidir.

Modern insan, hem oluşun akışkanlığında hem de gözlemin geniş ağında varlığını devam ettirmeye çalışmaktadır. Bu durum, “Görünür olmak mı, yoksa akmak mı?” sorusunu yeniden canlandırır. Belki de çözüm, bu iki halin bir arada düşünülmesinde; yani tüm görünürlük baskısına rağmen akışını sürdüren bir oluşta gizlidir.

Ümit Yaşar Gözüm: Çağdaş Dünyanın İki Ontolojik Ekseni
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak MaxiMag Bültenine Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Maxi Magazin ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir