fbpx
featured
  1. Haberler
  2. Kültür & Sanat
  3. Felâketin Ekonomisi: Burak Delier’le Yeni Projesi Üzerine

Felâketin Ekonomisi: Burak Delier’le Yeni Projesi Üzerine

Burak Delier, yeni videosu Felâket Anlaşmaları ile afet sermayesini ve İstanbul’un risklerini dijital mecralarda tartışmaya açtı.

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sanat dünyasında yirmi beş yılı geride bırakan Burak Delier, kariyerine 2001 tarihli White Collars ile başlamıştı. Toplumsal ve politik meselelere odaklanan İsimsiz (2004), Parkalinç (2007) ve Madımak ‘93 (2008) gibi dikkat çekici işleriyle tanınan sanatçının son çalışması Felâket Anlaşmaları, yaklaşık bir aydır Vimeo ve sosyal medya üzerinden takip edilebiliyor.

Değiş tokuş, kıymet, özerk estetik ve kamusal hakikat gibi kavramları yapıtlarında birer tartışma alanına dönüştüren Delier, bu yeni projesinde odağına İstanbul’u alıyor. Sanatçı, dünya genelindeki felaketlerin sahip olduğu “değeri” ve bu değer üzerinden geliştirilen takas yöntemlerini sorguluyor.

Felâket Anlaşmaları: 10 Dakikalık Bir Sorgulama

Resmi bir belgeselin mesafeli duruşuna sahip olan 10 dakikalık bu video çalışması, ilginç bir hikayeye dayanıyor. Delier, tesadüfen parçalanan bir aile tabağının altı parçasına, altı farklı afet senaryosu yüklüyor. Sanatçı, kendi hazırladığı bu özel tahvil ve anlaşmaları Feriköy’deki Bit Pazarı’nda vatandaşlarla paylaşıyor. Bu ironik ve araştırmacı yaklaşım, sanatçının önceki dönem işlerinden olan Sanat Eseri Risk Transferi Sözleşmesi (2022) ve Dolandırıcı Olarak Sanatçı (2015) ile benzer izler taşıyor.

Projenin teknik kadrosunda kamera ve ses yönetimini Mevtan İpşir üstlenirken, metinler ve kurgu tamamen Burak Delier’in imzasını taşıyor. İzleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkarıp eyleme teşvik etmeyi amaçlayan sanatçı, yapıtında çeşitli resmi verilere de atıfta bulunuyor. Bunlar arasında borsadaki CAT Bonoları, Yahoo! Finans raporları, 17 Ağustos Gölcük Depremi görüntüleri, YouTube’daki İstanbul Hortumu videosu ve İBB’nin Olası Deprem Kayıpları Kitapçıkları yer alıyor.

Savaşların, sellerin, depremlerin ve kuraklığın küresel bir rutine dönüştüğü günümüzde, Türkiye’nin de içinde bulunduğu bu “afet iklimini” Burak Delier ile son eseri üzerinden değerlendirdik.

“Ölüme Oynayan” Bir Sermaye Düzeni

Burak, Vimeo’da izleyiciyle video formatında paylaşmaya başladığın son işin Felâket Anlaşmaları sanki toplu taşıma zincirlerinde kitle iletişimine sokulan türde bir kurgusal karakter arzediyor. Bir uyarı filmi havasında olan bu iş, insanlara sanki soğukkanlı bir enformasyon aktarımında bulunuyor. Bir süredir de 2025 tarihli bu iş hakkında sosyal medya aracılığıyla artan bir gözlem yapıyoruz. Savaşlar, âfetler artık rutinleşti. Ben de seninle bu yüzden buluşmak istedim. Bu videoyu düzenleme ihtiyacını niye duydun?

Ah, “kamu spotu” gibi, haklısın! Belgesel tavrı o etkiyi uyandırıyor sanırım. Açıkçası biz, İstanbullular/Türkiyeliler olarak gelmekte olan felâketlerin belli bir ekonomi yarattığını, bu ekonominin hayatlarımızı şekillendirdiğini biliyor ve deneyimliyoruz. Kimimiz İstanbul’dan taşınıyor, kimi evinden emin değil, kimi evini kaybediyor. Bu ekonominin bir bakıma “ikiyüzlü” olduğunu ve aslında belli sınıfsal ilişkileri tekrar ürettiğini de bir vaka.

Asıl olarak kapitalizmi anlatan bir olgu olarak felâket tahvilleri denilen finansal enstrümanın garipliğine odaklandım. Gelecek bir felâketin kapitalist yaklaşımla dolayımlanmasının ne menem bir şey olduğunu anlatan bir iş oldu: Felâket Anlaşmaları.

Kapitalizmin yok ettiğini biliyoruz, doğayı, insanları, kentleri… Ama görüyoruz ki yok etmek üzerinden de kâr elde edebiliyor. “Ölüme oynuyor” ve kazanıyor! Tabii yok ettiği şeyi de bir bahse, oyuna çevirmiş bulunuyor! Bunu tartışmak, tartışılabilir kılmak istedim.

Kumarbazlık ve Değer Üretimi

Neredeyse ‘kötülüğün’ de bir kıymeti olup olmadığını ve bunun bir meşru hak olma durumunu bize soran bir iş: Felâket Anlaşmaları. Ne dersin?

Kapitalizm kumarbazlık davranışı ile iç içe, belki emek-değer diye bakıyorduk ama bugün kumarbazlık hayatın her alanına yayılmış gibi. Günümüz kapitalizmi ‘değer’i bir oyundan, bahisten üretiyor. Finansal mesele de o: Bugün de emekçiler klasik anlamda tabii ki çalışıyor, üretiyor; Türkiye’deki madencilerin ölümlerini, marketlerdeki adaletsizliklere karşı emekçilerin direnişlerini hep birlikte yaşıyor ve görüyoruz. Ama finansal işleyişler bütün bunları üst kodluyor. Borsadaki ‘felâket tahvilleri’, ki bazıları kişilerin ulaşabileceği borsa bile değil, ‘B2B’ / ‘Business to Business’ anlayışında çalışıyor. Yani sen de eğer büyük bir fon isen, bu tür bahislere giriyor ve üç, dört sene boyunca devasa kârlar elde ediyorsun!

Tabii yatırımcılar paralarını genelde kaybetmiyor; yani felâket gerçekleşse bile arkasından tartışmalar başlıyor, deprem gerçekten 7,5 muydu? Hasar gerçekten bilmem kaç milyar doları geçti mi? Hukuk, matematik, denklemler devreye giriyor. Bunlar da çoğu zaman tahmin edebileceğiniz gibi fonlardan yana sonuçlanıyor. Ben bu iş hakkında düşünürken, Jameyka’da gerçekleşen tayfun ve felâket tahvilleri tam da böyle bir tartışmanın konusu olmuştu. İzlenimim, ne yapılıyor ediliyor bu para âfetten zarar gören insanlara dönmüyor, sonuçta yatırımcılar kazanıyor, çok tanıdık, bildik değil mi?

Sigorta Sektörü ve Spekülatif Sanat

Felâket Anlaşmaları filmin ‘sigorta’ denen sektöre de kaşlarını çatıyor değil mi?

Tabii… ‘Reasürans’, yani ‘sigortacıların sigortalanması’, ana tartışmalardan biri. Malî piyasaların gelişimine baktığın zaman, sigortalama çıkış noktası. İlk olarak, tarımda risklerin güvenceye alınmasından gelişiyor finansallaşma. Örneğin mısır veya pamuk diyelim; rekolte nasıl olacağını bilemediğin için, sözgelimi kuraklık mı olacak, sel mi olacak; sen önceden sonraki senenin rekoltesini ortalama bir fiyata kendini güvenceye alabilmek uğruna satıyorsun. Belki o gün geldiğinde çok kâr edeceksin, ama ondan vazgeçip aynı zamanda kuraklık ve sel durumunda zarara karşı kendini güvene alıp bugün ortalama bir fiyattan satıyorsun.

Ama şöyle oluyor: Alan bunu 2 liraya aldı diyelim, havaların kötü gideceği öngörüldüğünde pamuğun değeri de artıyor ve 10 liraya varıyor. Dolayısıyla elindeki o 2 liralık kâğıdı 10 liraya da satabiliyor. Sonra başka biri, sonra biri daha… kâğıt süreç içinde spekülatif olarak el değiştiriyor ve artık mesele pamuktan, iklimden, üretimden falan çıkıyor, tamamen spekülatif bir alanda dolaşmaya başlıyor.

Eh, bence iş bu bakımdan ‘sanat piyasası’na da çok şey söylüyor! Çünkü sanat eseri de spekülatif, etrafındaki anlatılarla belirlenen bir değere sahip, bu gerçek değil demek değil yalnız, son derece gerçek ama gerçek beklediğimiz yerde değil; bugün ‘antroposen’ moda ve iş görüyor ya da ‘kimlik’… bu söylemsel alanlar olmadan üretilen sanat eserinin, sanat tavrının bir değeri yok. Küratörler

Felâketin Ekonomisi: Burak Delier’le Yeni Projesi Üzerine
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak MaxiMag Bültenine Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Maxi Magazin ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

MaxiAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir